Haberler

Yuva Derneği / Blog  / Küresel Isınma ve İklim Değişikliğinin Etkisiyle Gezegenimiz Tehdit Altında!

Küresel Isınma ve İklim Değişikliğinin Etkisiyle Gezegenimiz Tehdit Altında!

Yazar: Aylin İçsel (İklim ve çevre aktivisti)

18. yüzyıl Sanayi Devrimi ve endüstriyel insan faaliyetleri sonucu çevreye ilk zararları vermeye başlamışız. Büyüme ile birlikte gezegenimizin tüm ekolojik dengesini alt üst etmeyi başarmışız. Dünyanın en zengin habitatlarını ve doğadaki birçok türdeki canlıları tükenmeye ve yok olmaya ne yazık ki sevk etmişiz!

İnsanlık tarihinde görülmemiş tahribatları bizzat insan faktörü oluştururken, iklim krizini de önleyebilecek son nesil yine bizleriz! 

Yüzey sıcaklığındaki artışın 1,5 °C’nin altında kalmasını sağlayarak elbet…

Bu noktada biz Sürdürülebilir Kalkınma ve Girişimcilik DerneğiSürkalgirder olarak toplumsal değişim ve dönüşümü hedef alarak, Yuva Derneği – Koza Ağı işbirliğinde çevre ve iklim sorunlarına kapasite geliştirme, yaygınlaştırma ve savunuculuk çalışmalarıyla birlikte proaktif çözümler bulmak üzere “biz de varız” diyerek harekete geçtik. 

Amacımız tüm canlıların birbirine bağlı oldukları bu dünya düzeninde farkındalık yaratarak doğanın dengesinin korunabilmesine katkıda bulunmak. Ne kadar çevre bilinci ile yaklaşırsak dünyamız o kadar yaşanabilir bir hale gelebilir derken “Koza’yı birlikte öreceğiz, ağı biz şekillendireceğiz” mottosuyla daha çevreci ve daha temiz bir dünya için yolumuzun da şekillenmesini umuyoruz.

Sizce, bunları yazmaya ve anlatmaya neden gereksinim duyuyoruz? Doğa olayları, küresel iklim son 50 yıldır neden hızla değişim göstermekte? Bu sürece insanlar ve diğer canlılar ne kadar uyum sağlayabiliyor ve ne kadar daha sağlayabilecek? İnsanın tüketim hızı dünyanın kendini yenileyebilme hızından fazla olması karşısında gezegenimizi neler bekliyor?

Peki, bizler tüm bu gidişata “dur” diyebilecek miyiz?

Küresel ısınma etkilerini göstermiş olsa da tam manasıyla müdahale edilemeyecek noktaya henüz gelmedi. Kuzey kutbu ve Antarktika dev buz kütlelerinin koparak ayrılması ve erimesi güneş enerjisinin uzaya yansıyan kısmının azalmasına dolayısıyla da sıcaklığın daha fazla artmasına neden olmaktadır. İklim değişikliği Amazon ve diğer yağmur ormanlarını yok ederek, atmosferdeki karbondioksitin ortadan kalkmasının temel yollarından birini devre dışı bırakabilir. Bununla birlikte deniz sıcaklığının yükselmesi de büyük ölçüde karbondioksit salınımını tetikleyebilir. Her iki olayda da sera etkisini artıracak ve böylece küresel ısınmayı daha da körükleyecektir. Bu iki etki de 250 santigrat derecede kavurucu sıcaklık ve sülfürik asit yağmurlarını beraberinde getirebilir.

İnsan yaşamı bu durumda sürdürülebilir olmayacaktır! -Stephan W. Hawking

Karbon emisyonu “sera salınımı” oranları 1860’larda 100 iken, bugün 10.000’leri geçmiş durumdadır. Türkiye’de 2016 verilerine göre emisyon profiline baktığımızda %72,8 ile en büyük payın enerji, %12,6 endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, %11,4 ile tarımsal faaliyetler ve %3,3’lük atık kaynaklı olduğunu görmekteyiz. 

 

Dünyadaki birincil enerji üretiminin de yaklaşık yüzde 80’ini fosil yakıt diye adlandırdığımız petrol, kömür ve gazdan karşılamaktadır. Fosil yakıtların kullanılmasıyla da ortaya çıkan sera gazları iklim değişikliğinin baş sebebi olmaktadır. Bilim insanları, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden korunmak için sera gazı emisyonlarının azaltılması ve sıcaklık artışının 1,5 °C sınırının altında tutulması konusunda uyarılarda bulunuyorlar. 

Bizler Yuva Derneği ile proje kapsamında iklim, sürdürülebilirlik ve ekolojik okuryazarlık çevrimiçi yaygınlaştırma eğitimleriyle birçok insana ulaşabilmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda sosyal medyada “Termiksiz Gelecek” kampanyasıyla, kömürlü termik santrallere karşı tüm canlıların yaşam hakkını savunarak daha fazla kişiye erişmeyi istiyoruz. Türkiye’nin iklim politikasıyla ilgili hedefleri potansiyelin çok altında kalmaktadır. Türkiye, ana önceliğinin uluslararası düzlemde iklim eylemini geriden takip eden bir ülke olarak algılanmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin de Paris Anlaşması’nı imzalayarak iklim politikalarının ve planlamalarının sera gazı azaltma hedeflerini baz alarak, dünyanın biyolojik çeşitliliğini koruyacak, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek önlemler alacağı, aşırı kirlilik ve tüketimin azaltılmasına teşvik edilerek, doğanın iyileşmesi yönünde adımlar atmasını talep ediyoruz. 

 

Doğanın iyileşmesi, insanın doğayla uyum içinde yaşayacağı bir gelecek demektir. Eğer politikalarla bunu sağlayamaz ve bu gidişata dur diyemezsek buzdağının görünmeyen etkilerini çok yakında daha yoğun görmeye başlayacağız. Biyolojik çeşitlilik yok olacak, tatlı suya ve gıdaya erişimde büyük sıkıntılar yaşanırken salgın hastalıkların da önü alınamayacak. Aşırı hava olayları nedeniyle afetler, can ve mal kayıpları artacak. Kuraklık nedeniyle tarımsal üretimin de azalmasıyla kıtlık yaşanacak. Dünyadaki 410 milyon insan şiddetli kuraklığa maruz kalırken, 49 milyon insanın ise yaşam alanları deniz seviyelerinin artışından etkilenerek sular altında kalacak. Günümüzde 500 milyon insanın yiyecek, korunma ve gelir ihtiyacını karşılayan aynı zamanda diğer canlılar için de besin ve barınak oluşturan mercan resiflerinin tamamı yok olacak.  

Dünya üzerindeki sığ mercan resiflerinin yarısı çoktan yok oldu. Geri kalanlar da önümüzdeki birkaç on yıl içinde yok olabilirler!

1,5°C’lik bir artış türlerin neslinin tükenme riskini beraberinde getirirken, buza bel bağlayan hayvanlar için de ciddi ve ağır sonuçlar göstermektedir.

Gezegenimizin sağlığı, insanlık ve tüm canlılar için hayati bir önem taşımaktadır. Bizler dünyanın kaynaklarını bilinçsiz ve sorumsuzca tüketemeyiz. Doğanın da diğer canlıların da yaşam haklarına ve alanlarına duyarlı çevre ve gezegen merkezli bir yaklaşımı benimsemeli ve dünyamıza zarar veren emisyonların azaltılmasında birlik olmalıyız. 

Çünkü gidebileceğimiz başka bir gezegen yok!