Skip to main content

Karadeniz Havzasında Çevre ve Deniz Okuryazarlığı Projesi kapsamında hazırlanan politika belgesi kamuoyuyla paylaşıldı. Belgede, Karadeniz bölgesinin kara kaynaklı kirlilik, yetersiz atık yönetimi, çevre mevzuatının zayıf uygulanması ve ekosistemlerin karşılıklı bağımlılıklarına ilişkin farkındalığın sınırlı kalması nedeniyle artan çevresel baskılarla karşı karşıya olduğu vurgulandı. Parçalı yönetişim yapısı, yetersiz sınır ötesi koordinasyon ve bilimsel bilgi ile karar alma süreçleri arasındaki uçurumun bu zorlukları ağırlaştırdığı belirtilirken, sistematik bir müdahale olmaması halinde çevresel bozulmanın biyolojik çeşitliliği, ekonomik istikrarı ve kıyı ile iç kesim topluluklarının uzun vadeli refahını tehdit edeceği uyarısına yer verildi.

Okuryazarlık “eğitim hedefi” değil, bir yönetişim aracı

Politika belgesi, söz konusu zorluklara yapısal bir yanıt olarak çevre ve okyanus okuryazarlığını güçlendirmeye dönük bölgesel bir politika çerçevesi öneriyor. Metinde okuryazarlık yalnızca bir eğitim hedefi olarak değil; bilgilendirilmiş karar verme, uyum kapasitesi ve sivil katılımı destekleyen bir yönetişim aracı olarak ele alınıyor. Önerilen yaklaşımın; eğitim sistemlerini, kamu kurumlarını, sivil toplumu ve gençlerin katılımını, Avrupa Birliği’nin çevre öncelikleri ve küresel sürdürülebilirlik taahhütleriyle uyumlu, tutarlı bir strateji içinde bir araya getirmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

Üç ayaklı eylem çerçevesi öneriliyor

Belgede, birbirine bağlı üç eylem ayağı öne çıkıyor:

1) Çevre ve deniz okuryazarlığının kurumsal entegrasyonu

Çevre okuryazarlığının resmi ve gayri resmi eğitim sistemlerine, öğretmen eğitim programlarına ve yaşam boyu öğrenme girişimlerine dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor. Karadeniz ülkelerinde bilginin sürekliliğini ve kalitesini güvenceye almak için standartlaştırılmış bölgesel çerçeveler ile ortak eğitim kaynaklarının geliştirilmesi öneriliyor.

2) Bilgiye dayalı karar alma yoluyla yönetişimin güçlendirilmesi

Politika etkinliğinin, erişilebilir veriye, bilim–politika diyaloğuna ve çevresel bilgiyi düzenleme ve uygulamaya dönüştürebilecek kurumsal kapasiteye bağlı olduğu vurgulanıyor. Bu kapsamda açık veri platformları, kurumlar arası koordinasyonun iyileştirilmesi ve kanıta dayalı politika süreçlerinin güçlendirilmesi “esas” görülüyor. Bölgesel ve sınır ötesi işbirliğinin; STK kapasitesini, gençlerin katılımını ve kurumsal ortaklıkları desteklemesi gerektiği ifade edilirken, yerel STK’lar için finansman ve kapasite geliştirme olanaklarının genişletilmesi, sürdürülebilir bölgesel STK ağlarının kurulması ve hükümet–akademi–STK ortaklıklarının teşviki temel öncelikler arasında sayılıyor.

3) Kurumsallaşmış gençlik ve toplum katılımı

Gençlerin ve yerel toplulukların çevre yönetişiminde aktif paydaşlar olarak tanınması gerektiği belirtiliyor. Gençlik katılımı, topluluk temelli izleme ve STK katılımı için yapılandırılmış mekanizmaların; hesap verebilirliği, kamu güvenini ve politika uygulamasını güçlendirebileceği kaydediliyor. Metinde gençlik katılımının, Gençlik Deniz Konseyleri, politika yapımında danışmanlık rolleri, genişletilmiş teşvikler ve gençlik liderliğindeki yurttaşlık bilgisi programları aracılığıyla resmileştirilmesi öneriliyor.

“Bölgesel işbirliği vazgeçilmez”

Belgede, Karadeniz’in yarı kapalı yapısı ve kendine özgü ekolojik özellikleri nedeniyle bölgesel işbirliğinin vazgeçilmez olduğu vurgulanıyor. Koordineli ve okuryazarlık odaklı bir çerçevenin; ulusal sınırların ötesinde kirliliğin önlenmesi, ekosistemlerin restorasyonu ve sürdürülebilir kaynak yönetimini destekleyebileceği belirtiliyor. Eğitim, yönetişim ve sivil katılımı bir araya getiren bu yaklaşımın, çevre bilincini “sistemik dirençliliğe” dönüştürmek için ölçeklenebilir bir model sunduğu; daha sağlıklı ekosistemlere, daha güçlü kurumlara ve daha sürdürülebilir bölgesel kalkınmaya katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.

Raporu okumak için tıklayın